Bir Sayfa Seçin

Yılın son günü yazı yazmak çok güzelmiş. İç muhasebemi, kararlarımı uygularken yapabilmekten bahsediyorum. Dün okuduğum Zinciri Kırma! yazısındaki tavsiyeleri, dört ay kadar önce uygulamaya koymuş olmanın mutluluğuyla yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim inşallah. Sizler de istifade ediyorsanız, amacıma ulaşıyorum demektir. Eğer istifade edeceğiniz yazılar yazamıyorsam, en azından bu amacı taşıdığımı ve gayretlerimin de daima bu yönde olacağını bilmenizi isterim.

Bu yazımın konusu, radyo ve sosyal medyanın entegrasyonuyla alakalı olacak. Geçtiğimiz günlerde TRT FM sunucularına hitaben yaptığım sunumdan kesitler aktaracağım. Birbirinden değerli sunucu arkadaşlarla etkileşimli bir sunum gerçekleştirdik diyebilirim. Radyo programlarının sosyal medya ile entegrasyonu nasıl olmalı? sorusunun cevabı, sunumun yapılış şeklinde saklıydı belki de. Sunumda bir projeksiyon cihazı kullanmadım, hazırlamış olduğum sunuma telefonumdan göz atarak, dinleyenlerle göz teması ve karşılıklı sözlü iletişimle sunumu tamamladım. Yaptığım sunumdan ben çok keyif aldım, hatta yeni şeyler öğrendim. Aynı görüşü arkadaşlar da paylaşıyorsa ne mutlu bana. Yazımın devamında, sunumda özel olarak üzerinde durduğum birkaç maddeyi ifade edeceğim.

Radyo programlarının sosyal medyayla entegrasyonu, diğer sektörlere göre daha kolay diye düşünüyorum. Yapımcılar, zaten özgün bir içerik üretiyorlar. Ve bu içeriği, hedef kitlenin diline uygun şekilde aktarmaları gerekiyor. Son olarak, dinleyicilerden geri dönüşler almak istiyorlar. Bunun için de canlı telefon bağlantıları, mektup ve yeni dönemde sosyal iletişim kanallarını kullanmaya çalışıyorlar. Sosyal medyayı, radyoculuğun doğasına uygun, hatta ihtiyacını karşılayacak bir mecra olarak görüyorum.

Tabii bu söylediklerim, özveriyle içerik üreten, ürettiği içeriklerle değer katmayı hedefleyen, sayısal çokluk ile göze girmek için değil gerçek etkileşimi hedefleyen yapımcılar/sunucular için geçerli olabilir. Yoksa, birçok istatistiksel rakam elde edip, bu rakamlarla çok yalan söylenebilir.

Hiçbir markanın sosyal medyada yaptığı kampanya, ürününden/hizmetinden bağımsız olmamalıdır. Bir radyo programı yaparken, sosyal medyada kampanya yapmak istediğinizde programınızın içeriğiyle bağlantı kurmazsanız, programınıza yeni dinleyici ya da eskilerinin sadakatini artıramazsınız. Bilakis, içi boş, muhtemelen hedef kitlenizde dahi olmayan fırsatçılara imkan sunmuş olursunuz.

Bu durumun doğru örneğini, sabah 7.00-9.00 arası yayın yapan Zafer Akçay’ın ‘Günaydın Türkiyem’ programında görebilirsiniz. Bir bilgi yarışması düzenliyor. Yarışmaya katılımın ilk şartı, sayfayı beğen/hesabı takip et ve iletiyi paylaş/RT et. Sonrasında ise bu kişiler arasından belirli sayıda kişiyle canlı telefon bağlantısı alıyor, üç genel kültür sorusu soruyor, üçte üç yapan kullanıcıya nostaljik radyo hediye ediyor. Bu uygulamadan dolayı kendisini buradan da tebrik etmiş olalım.

Sosyal medya, bir radyo programcısı için önemli bir araç. Kısıtlı sürelerde yayın yapıyorlar. Sosyal medyayı, yayınlarını tamamlayıcı olarak kullanabilirler. Dinleyicileriyle daha fazla iletişim kurabilmek, onların görüşlerini alabilmek, dinleyiciye farklı hisler hissettirebilmek ve bu sayede marka sadakatinin yanı sıra yeni dinleyiciler kazanmak, önemli kazanımlar olsa gerek.

Sadece rakamlara takılıp kendimizi dev aynasında görmek ya da yapmış olmak için yapmak, itibar kaybından daha iyisini getirmeyecektir.

Yapımcılarımıza özellikle tavsiye ettiğim mecra ise, bloglar oluyor. Sosyal medyada paylaşacağınız özgün içeriklerin/yorumların kaynağı olacak şekilde konumlandıracağınız bir blog, marka bilinirliği, güçlü iletişim, itibar ve daha nice güzel anlamlar taşır.

Yeni sosyal mecralara biraz mesafeli duran yapımcılarımız/sunucularımız, kendilerince haklı nedenler ileri sürüyor olabilirler. Yalnız, eskiye göre dinlenme oranları artan radyolar, çağın getirdikleriyle entegrasyonu başarıyla gerçekleştirebilirlerse, daha uzun yıllar bizimle olabilirler.

Radyoların sosyal medya ile entegrasyonu hakkında görüşlerimi ve bir de örnek paylaştım. Bu konu biraz uzun olması nedeniyle, yazımı burada noktalıyorum. İkinci yazımda, kritik öneme sahip yapılması/yapılmaması gerekenlerden bahsedeceğim.

Share This