Bir Sayfa Seçin

Birçok yazımda dile getirdiğim gibi, Ağustos ayından bugüne kadar aralıksız olarak günlük blog yazdım, birkaç özel durum hariç. Ta ki geçtiğimiz Çarşamba gününe kadar böyle devam etti. Çarşamba günü eğitim için Antalya’ya gittim, sunuma hazırlık için blog yazmayı erteledim. Şartları zorlayıp, yine yazabilirdim fakat bu sefer bilinçli olarak yazmadım. Yazımın devamında, bu davranışımın gerekçesini, kararlılık ve istikrarın yönetilmesi halinde eziyete dönüşmediğini anlatacağım.

Her gün blog yazmanın zorluğunu, deneyen bilir, devam eden çok az kişi vardır. Bu zorluğun temelinde, kararlılık eksikliği vardır. Bu eksik yüzünden, en ufak rüzgarda yıkılan bir fidan gibi sürdürülemez. Bazen küçük bahaneleri abartırız, istisna olarak büyük problemlerin ardına sığınırız.

Her gün blog yazmaya karar verdiğim günden bugüne kadar, oğlumun düşmesi hariç büyük bir problem yaşamadım şükür. Bu kararlılığımı duygusallıklar zorladı, çünkü ailemden feragat ettim. Biraz da tembel düşünceler zorladı. Çevremin şaşkınlığı ve tepkileri kimi zaman olumlu, kimi zaman olumsuz etki etti.

Beşten fazla kez telefonda blog yazdım, 140 karakter değil, 500 kelimeden fazla. Şu anda da telefondan yazıyorum. Bu süreçte bana desteğini esirgemeyen, hep yanımda olan eşime de teşekkürlerimi iletiyorum. Şimdiye kadar çıkardığım ders, isteyince vakit ayrılabiliyor, şartlar mümkün hale getiriliyor, konu bulunuyor.

Konu bulmak da blog yazmadaki kararlılıkta büyük bir zorluk diyebilirim, özellikle sektörel blog yazıyorsanız bu zorluk seviyesi birkaç katına çıkıyor. Konu bulmak için kendinizi güncel tutmalı, sürekli araştırmalı ve gözlemlemelisiniz, dinamik olmalısınız. Ve hatta hayatı okumayı öğrenmelisiniz. Bunun yanında kitap/blog okumayı da ihmal etmemelisiniz. Bu paragraf ile ilgili olarak, İstikrarlı İçerik Üretimi İçin Ne Yapmalı? başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Çarşamba-Cuma arası bilinçli olarak yazmadığımı söylemiştim, gerekçesi ise “kararlılık eziyete dönüşmemeli” düşüncemden kaynaklanıyor. Eğer yeterli bir olgunluğa ulaşırsanız, kararlı olacağım diye kendinize eziyet etmenize gerek kalmaz, süreci yönetebilirsiniz, kimseye bahane sunmak zorunda olmazsınız. Aksi takdirde, herkese bir şeyler açıklama ihtiyacı hisseder, vicdan azabı çekersiniz. Buradaki yeterli olgunluk seviyesini ukalalık olarak algılamanızı istemem, bahaneler ardına sığınmadığınızı, süreci yönetebildiğinizi gerçekten hissedebiliyorsunuz.

Eğer bu süreci yönetebildiğiniz halde yönetmezseniz, kararlılık ile eziyet arasındaki çizgi ortadan kalkar ve ortaya verimsiz sonuçlar çıkar. Faydalı olayım derken, kendinize zarar verirsiniz.

Dalgıçlar, nefeslerini uzun süre tutabilirler. Çok uzun süreli nefes tutmak için uzunca bir süre egzersiz yaparlar ve başlarda çok zorlanırlar. Belirli bir süre nefes tutmaya alıştıklarında, gerekli gördükleri zaman nefes verip tekrar alırlar, yani süreci yönetirler.

Aynı şekilde atletler de nefes eğitimi alırlar. Yarışmalarda sonucu belirleyen faktörlerden birisi de, doğru zamanda nefes alıp vermektir. Eğer nefesinizi yönetebilirseniz, normale oranla daha az yorulur, daha uzun mesafe koşabilirsiniz.

İstikrara düşman diğer kavram ise, olağanüstü durumlar oluyor. Bazen, yaşadıklarımızın etkisinden kurtulamıyor, bunu hayatımızın her anına yansıtıyoruz. Bunun doğru olmadığını ve süreçleri yönetmemiz gerektiğini düşünüyorum. ‘Rağmen’ Girişimcilik ve İş Hayatı yazımı okursanız, burada ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Bir şeye karar verdikten sonra hemen ya da bir süre geçtikten sonra karşınıza çıkan ilk engelde vazgeçmeyin, devam edin. Bazen aksaklıklar olabilir, bu her şeyin sonu değildir, tembel düşünceler sizi vazgeçmeye zorlayacaktır, kararınızın ardında durun. “Bir şey mükemmel yapılamıyorsa, hiç yapılmamalı” düşüncesi doğru bir düşünce değildir. Az da olsa süreklilik, -gerçekten- zaruri haller dışında aksama olmadan kararınızı uygulamaya devam edin. Uzun vadede müthiş bir disiplin kazanmış olacaksınız, yürüttüğünüz sürecin başarısı da cebinize kâr kalacaktır.

Share This